Kayıtlar

Şubat, 2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

BİR KÖY ÖĞRETMENİ MASALI

Bir zamanlar bir kız çocuğu varmış. Adı Fatma imiş. Anadolu’nun ücra bir köyünde sefillik içinde beş kardeşi ile yaşarmış. Ana baba sağmış. Yalın ayak takunyalarla gün ağarmaya yakın tütün dizer, ardından okumaya gidermiş. Gel zaman, git zaman Fatma’nın ablası köy enstitüsü sınavını kazanmış. Sıra Fatma’ya gelince babası fakirlikten ‘’a kızım seni nasıl okutayım’’ diye yakınmış. Fatma atılganmış. Babası tarla sürmeye gittiği vakit erkek kardeşini peşine uydurup, köyden kazaya az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, derelerden sel gibi tepelerden yel gibi konarak göçerek yiyerek içerek bir arpa boyu yol gitmiş. Sonunda Atatürk ilkokuluna varmış. Heyecanı yüreğinde sınavı başarıyla geçmiş. Koynunda leblebi çıkını, azık ekmeği ile yeniden az gitmiş uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş, derelerden sel gibi tepelerden yel gibi konarak göçerek yiyerek içerek bir arpa boyu yol gitmiş ve nihayet köy enstitüsüne varmış. Yıllarını öğrenmeye adamış. Sonunda mezun çıkmış ve Fatm...

ÇOCUKLAR İÇİN KİTAP YAZMAK MI?

Bir değil, on değil, yüz değil; yüzlerce çocuğun anlayabileceği, sorgulayabileceği ve en önemlisi de bağ kurabileceği bir kitap yazmak mı? Cidden iddialı... İnsan Neden Kitap Yazar? İki senaryo düşünelim: Birincisi: ''Çocuklara faydalı olmak istiyorum; ilgi çekici deneyimler biriktirdim. Hadi o zaman çocuklar için öykü yazayım'' dediğinizi varsayalım. İkincisi: ''Her anım çocuklarla. Onların davranışları, oyunları, diyalogları, üzüntüleri, sevinçleri gözümün önünde akıp gidiyor. Bazen öyle durumlar yaşanıyor ki nasıl anlatsam ve bu soruna çözüm bulsam, diyorum. Alıp karşıma oturtsam mı? Tavsiyelerde mi bulunsam? Yaşanan sorunu kendi derdimmiş gibi onlara mı anlatsam?'' Hangisi çözüm olur düşünelim. Bir çocuğa yapma demek kadar etkisizdir tavsiye vermek. ''Yapma'' dersen çocuğun beyni o olumsuz yönergeyi almaz, üstüne üstlük çocuk ''yap''acağından geri kalmaz. Biri size ''Bunu böyle yapmalısın'...

GÖLGESİNDE NARIN

Nar ağacının nemli toprağına öylece uzanmıştım. İç içe geçmiş sık yaprakları yüzümü yakıcı güneşten korumaya yetse de kollarım kavruluyordu. Hayalini kurduğum iri narlar henüz çiçek bile açmamıştı. Daha çok vardı güz mevsimine Sanki gölgesinde narın hapsolmuştum... Annem nerede? Ona bir sarılsam geçer mi bu his? Esen rüzgar sıcağı bir türlü kesmiyor. Nar sevmez rüzgarı. Annem de sevmezdi rüzgarlı havayı. Olduğum yerden kalkıp gidemiyorum. Bu ağacın kökleriyle bağlanmış gibiyim. Ama bu ağaç gibi ben de büyüyeceğim! Bazen susuz kalacak bazen de yağmurlarla ıslanacağım. Her bir mevsimde yeni bir ben olacağım. Bazen yalnız bazen bir dostun omzunda... Nar taneleri olgunlaştıkça ben hep var olacağım. İki yaşında annesini kaybetmiş dünya tatlısı bir çocuğa atfedilir

BEN

Bir bilim insanına sormuşlar dünyada yanlış giden şey nedir diye. “Benim” demiş. Kendini fark ettiğinde insan olgunlaşmaya başlamaz mı? İyilik ve doğal olan o zaman gün yüzüne çıkmaz mı? Mevlana’nın da dediği gibi “Gül dökülerek şükreder.” Önce kendinle çıkmak gerek yolculuğa... Kendini kabul etmek için harika bir fırsat Tom Shadyac imzalı ''I AM / BEN'' belgeseli...