BİR SANDIK DOLUSU HİKAYE…
BİR SANDIK DOLUSU HİKAYE…
‘’BİR ŞEYLER YAP; EĞİTİMLE İLGİLİ OLSUN, BİZİM ÇOCUKLARA FAYDASI OLSUN’’
Sizi tanıyalım. Kendinizden biraz bahseder misiniz?
Ben Fatma Yücel Dinç.
Çocukluğum Muğla’nın Yatağan ilçesinde geçti. Termik Santral’in eseri zehirli gazdan muzdarip bir şekilde ağzımı gömleğin yakasıyla kapatıp okula gidip geldiğim zamanları hatırlıyorum. Bizden önceki ve bizim jenerasyonları çokça etkilediğinden eminim. Etkileri ne yazık ki farklı kanser türleriyle kendini gösteriyor.
Güzel anılarım da bir o kadar hafızamda canlı. Çoğunda babaannem var;
Bize anlatacak çok hikayesi vardı: Köy enstitüsü yılları, dönemin fakirliği, beş kardeş serüvenleri, birbirinden komik anıları, birbirinden acıklı anıları…Onca dokunaklı hikaye ilkokul çağındaki çocuklara anlatılır mı ? Babaannem sanki yakın bir arkadaşına sır verir gibi anlattı. O çektiyse biz de dinleyecektik tabi.
Babaannenizin size anlattıklarının hayatınızda etkisi nedir?
Babaannem hep gerçekleri anlattı. Ben de hayatımda hep gerçeği arıyorum. Gerçekten layık olduğum, gerçekten hak ettiğim, gerçekten sevdiğim, gerçekten ürettiğim şeylerin peşindeyim.
Babaannemin içinde bulunduğu köy enstitüsü gerçeğini birinci ağızdan dinlemiş olmak ve içinde var olduğum eğitim sistemi ile birleşince bir iç ses bana ‘’Bir şeyler yap; eğitim ile ilgili olsun, bizim çocuklara faydası olsun’’ diye fısıldadı…
Çocuklarla tanışmanız ve eğitim hayatınız hakkında anlatmak istedikleriniz...
Çocukluğumdan bu yana içinde çocuk geçen her hikaye beni cezbetmiştir. Henüz üniversite eğitimim devam ederken tesadüf eseri karşıma çıkan bir staj imkanı sayesinde yolum bir gün bir grup çocukla kesişti.
Başka dilde başka bir ülkede çocuklara gönüllü öğretmenlik yaptım. Yaptığım işin adı öğretmenlikti ama çocukların her adımında öğrenen bendim. Çocuklarla çok oynadım, çok eğlendim.
Bir süre sonra ülkeme döndüm, yıllar geçip gitti ve Hacettepe Üniversitesi Mütercim Tercümanlık Bölümü’nden mezun oldum ve o andan itibaren çocukların büyüsü beni bilinmedik serüvenlere sürükledi. Çocukların ne kadar mucizevi varlıklar olduğuna dair inancım bu dünyadaki varlığımı daha anlamlı kılmam için beni kamçıladı.
Yüksek lisansımı Hacettepe Üniversitesi Okul Öncesi Eğitimi’nde tamamlayarak çocuklara giden yolda kendimi yaratıcılık, sanat, oyun ve hikayeler konusunda geliştirdim.
Az konuştum, çok okudum…
Oyun terapisi, masal terapisi, mizaç eğitimi, çocuklar için felsefe derken sayısız eğitim aldım. Bu eğitim serüveni devam ederken bir yandan da okul müdürü olarak çalıştığım anaokulunda çocukların ihtiyaçlarını onların gözünden görebilmek ve ihtiyaçlarına onların dilinden cevap verebilmek adına çok emek verdim. Sonunda bu yaşam şeklim oldu:
Sorunu bul, çözüm üret!
Duygusunu anla, ona yol göster!
Hayal etmesi için fırsat ver, ilham gelsin!
Düşünmesi için zaman tanı, o anlatsın!
İşte benim hikayem böyle gelişti...
Bugünün aileleri, aile büyükleri ile paylaşmak istediğiniz düşünce nedir?
İnsan olarak anlatmak ve dinlemek doğamızda vardır. İnsanlık tarihi henüz yazıyı kaydetmemiş iken hikayeler var olmuştur. Nesilden nesile kadim bir sanat dalı olarak günümüze dek süregelmiştir. Bizdeki anlatma ve dinleme dürtüsü var olduğu sürece hikayeler değişime meydan okuyarak kadim geleneğini koruyacaktır.
Teknoloji çağı her geçen gün maneviyatımızı tehdit ediyor. Çocuğun teknoloji ile ilişkisine sınır getirmediğimiz her gün kendi bağlarımızdan, ailevi duygularımızdan mahrum kalıyoruz.
Oysa öncelik göz göze, gönül gönüle edilen sohbetlere, hikayelere verilmeli. Bazen bir kitaptan bazen o gün yaşadığın bir olaydan. Hikayeyi nereden bulayım diye dertlenmek yerine geçmişten gelen bir anı, o gün yaşadığın bir olay çocuğun dikkatini hemen çekecektir. Yeter ki isteyelim!
Burada amaç çocuğun bir şey öğrenmesinden ziyade ‘’sana değer veriyorum, sana vakit ayırıyorum’’ mesajıdır. Hikayenizin teması ne ise; eli bolluk, sevgi, merhamet, hoşgörü…o temaya çocuğun erişebilmesidir. Çocuğun maneviyatını geliştirebilmesidir. Yoksa birlikte geçirilen vakitleri aldığınız hediyeler süslüyorsa yapay bağınız ona hediye almadığınız bir günde zedelenebilir. Oysaki aslolan duygusal paylaşımdır.
Yazarlık serüveniniz nasıl başladı?
Türk Toplumundaki çocuklara dair nasıl bir bakış açınız var?
Henüz küçük bir çocukken çocukça hayallerim vardı. Büyüdükçe çocuklar için hayal kurmaya başladım. Henüz biyolojik bir anne değilken, çalıştığım okuldaki çocuklara daha iyisini daha değerlisini nasıl sunabilirim diye düşünmeye başladım. Çocukların ihtiyaçları vardı benim ise hayal gücüm. Hayal ettiklerimi yazdım.
İstedim ki çocukların maneviyatı güçlü olsun. Yaşamları akıp giderken yaptıklarında mânâ arasınlar. İyi olsunlar. Dürüst olsunlar. İncelik sahibi olsunlar. Akıllarıyla, tavırlarıyla zeki olsunlar.
Çocuk zenginliği kıyafette, oyuncakta aramasın diye kelimelere zenginlik kattım. Sevgi dili hediye olmasın diye sevgiyi yürekte arayacakları bir armağan olarak bu kitabı yazdım.
Kendine has ihtiyaçlarıyla en özel okuyucu kitlesi olan çocuklara layık eserler ortaya çıkarsa bu toplumun gelişeceğine inanıyorum. Daha çok kelime, daha çok akıl ama sadece sözde değil, maneviyatla!
Benim kalemime düşen çocukların gözünden çocukların diliyle onların ihtiyaçlarına kapı aralamak oldu. Ne demiş Goethe “Cesarette deha, güç ve sihir vardır.” Çocukların karşısına çıkmak büyük bir cesaret ister. Çocuklardan aldığım cesaretle onların başucuna konuyorum. Dilerim şiirsel bir dille yazdığım ‘’Gezgin Su Damlası Macera Peşinde’’ kitabımı çok seversiniz.
Yorumlar
Yorum Gönder