TÜRKİYE'DE ÇOCUK EDEBİYATININ EN TEMEL SORUNLARI...

Herkes yemek yapabilir ancak herkes aşçı değildir.
Herkes bilgisayar kullanabilir ancak herkes bilgisayar mühendisi değildir.
Herkes çocuklara hikayeler anlatabilir ancak herkes çocuk kitabı yazarı olmamalıdır.
İlgi duyan herkesin bu sektörde yer alması özgürlük olarak değerlendirilebilir ancak sormak istediğim bir soru var: Neye cesaret ettiğimizin farkında mıyız?


Çocuk doğurmak, çocuk yetiştirmek, çocuk beslemek, çocuğa kitap okumak…
Çocuklar için kitap yazmak oldukça ciddi işlerdir.
Çünkü çocuklar dahidir. Çocuklar potansiyeli oldukça yüksek varlıklardır ve biz yetişkinlerin onlara bir şeyleri yanlış öğretmeye hakkı yoktur. Çocuklar her şeyi kendi kendilerine öğrenebilirler iken biz çocuklara ‘’Bak! Benim senden daha üstün bir özelliğim var ve bu özellik sayesinde sana bir şeyler anlatacağım’’ demek gibi bir niyetimiz varsa harekete geçmeden önce tekrar tekrar düşünmeliyiz.


İlk sorunu ‘’her ilgi duyan kimsenin çocuk kitabı yazarı olabilmesi’’ şeklinde tanımlayabiliriz. Bu durum da imla ve yazım hatalarını, yer-olay-zaman kurgusundaki mantık hatalarını, yaş gruplarına uygun olmayan konu ve içerikleri beraberinde getiriyor.


Çocuk edebiyatındaki bir diğer sorunu ise dış değerlendirme eksikliği olarak tanımlayabiliriz. Kitap yazılıyor da bu kitabı kimler kontrol ediyor? Bir onaydan geçiriliyor mu?  Çocuk edebiyat eserlerinin henüz basılmadan ve okuyucuyla buluşmadan önce farklı disiplinlerden uzmanlarca eleştirilmesi bu soruna bir çözüm önerisi olabilir.


Gelişen ve değişen dünyada, teknolojinin her saniyede boyut değiştirmesi gibi ülkemizdeki çocukların algısı da bir hayli hızlı değişiyor. Bugünün çocuklarını, bugün çocukla çalışmayan bir kimse bilemez. Bizim millet olarak tahmine göre rota çizecek yolumuz kalmadı. Bizim net verilere, net ihtiyaçlara ihtiyacımız var. Bugün okul öncesi eğitim alan çocukların pek çoğu henüz okuma yazma bilmeden ebeveynlerinin okuduğu kitabı takip ederek imla kurallarını ayırt edebiliyor. Siz bir çocuk kitabı yazarı olarak imla hatası yapıyorsanız, bunun vebalini taşımakla yükümlüsünüz. 
Çocukla çalışmayan; çocuğun ilgi alanlarını, yaş grubu özelliklerini, kişilik özelliklerini tecrübe etmemiş kişiler kitap yazdığında diyaloglar bu eksikliği hemen hissettiriyor.


Ülkemizde çocuk edebiyatı konusunda bir diğer sorun satış kaygısıdır. Kitap satar mı satmaz mı? Sattırmak için ne yapmak lazım? Biraz korku, biraz vahşet yine en masumu biraz gizem! İşler böyle ilerliyor. Bu zinciri kırmak lazım. Özgün, estetik, yaratıcı eserler sunmak lazım çocuklara. Çocukların canavarlar ilgisini çeker diye canavarlı kitaplar kurgulamak değil de çocuğa ne anlatırsam ona hayal kurdurabilirim, ona nasıl ilham verebilirim, çocukta nasıl bir ilgi alanı oluşturabilirim, bunları düşünmek lazım. Belki yaprağın sararması gibi bir bilimsel gerçeği belki ağaç dikme gibi toplumsal ve çevresel değeri belki de çocuğun karanlık korkusunu yenmek amaçlı duygusal bir durumu konu edinir yazar. Konusu her ne olursa olsun çocuklara bir faydası olsun. Fayda daima öncelikli olmalı!


Beni çocuk edebiyatımız konusunda endişelendiren bir sorun daha var: 
Derinleşememe durumu
Neden en çok tercih edilen kitaplar çeviri eserler?
Sözcük dağarcığı zengin, ifade gücü yüksek kitaplar neden ülkemizde az? 
Bizim dilimiz, güzel Türkçe’miz oldukça zengin bir dil iken neden çocuklar içerik bakımından sığ kitaplara maruz kalıyor?


“Dilinizin sınırları, dünyanızın sınırlarıdır...” diyor Ludwig Wittgenstein.
Gerçekten de öyle mi?
Galiba 2016 yılıydı. Değerli Doğan Cüceloğlu’nun 'nun bir yazısını okumuştum. Bizim çocukları denize alıştırma şeklimizin ne kadar zorba bir davranış olduğunu; büyüklerin gülerek çocuğu denize soktuğu, çocuğun çığlık çığlığa ağladığı bir tabloyu tasvir ediyordu bu yazı.
Bu durum hemen herkesin gözünde canlanmıştır. Başka bir kültürden bir örneği tasvir edelim şimdi: Mesela bir babanın sahilde saatlerce sohbet edip çocuğunun denize alışmasına fırsat tanıdığını hayal edelim. O süreçte sohbet derya denizdir. Dalgalar kıyıya vurur, taşlar sürüklenir, çocukluk anıları paylaşılır, uzakta geçen bir gemide olma hayali kurulur, “Güvende hisset; ben yanındayım” mesajı verilir, saatler geçmiştir ve sonunda çocuk denizdedir. Baba ne yaptı? Emek verdi. Baba ne yaptı? Anlattı, dinledi. Burada psikolojik pek çok avantaj psikologlar tarafından yorumlanabilir ancak benim dikkat çekmek istediğim nokta: DİL !
Konuşulan dil neden bu kadar önemli? Ne eksik bizim toplumumuzda?
Çocuklarımızın “nasılsın” sorusuna verdikleri yanıtın “iyiyim, hastayım, yorgunum” dan öteye geçerek, duygular, değerler, düşünceler odaklı sohbetler edebilmeleri yani derinleşebilmeleri için önce biz yetişkinlerin kültürel bir dönüşüme ihtiyacı var.
Daha çok kelime, daha çok paylaşım, daha çok anı, daha çok sohbet ve daha çok kitap! 


📚Nitelikli, derin anlatımlı, farklı bakış açısı inşa edecek kitaplar...
📚Okuduğunuz konu üzerinde ailecek tartışabilin diye yazılmış kitaplar...
📚Görseller karakteri takip etmenize yardım etsin, hikayenin gizli değerlerini de siz hayal edin diyen kitaplar...
📚Günümüzde yaşanan sorunlara çözüm üretebilecek ve ne düşündüğünü ifade edebilecek çocuklar yetiştiren kitaplar…


Ben ‘’Gezgin Su Damlası Macera Peşinde’’ kitabımı bu amaçlara hizmet etmesi için yazdım…
Kitabımın bir sayfasında:
‘’Hışır hışır sesler geldi, gözüm çimenlere takıldı.
Bir kedicik çimenlerin arasında içmek için su aradı.
Fidan satan teyze etrafında gezinen yavru köpeği okşadı.
İşçiler yolları izleyen yeşil gözlü zeytin ağaçlarını suladı.
Sessizce seyrettim tüm bu mutlu anları…’’


Dizeleri yer alırken yalnızca bir kedi görseli sayfayı süslüyor. Bu dizelerle yani çok sözcük ile ne yaptım? Zincirleri kırdım. Alışılagelmiş düzende kediyi tasvir ediyorsanız kediyi çizerler ve iş biter. Burada bir derinlik var, duygu var; su damlası aynı anda pek çok şeyin farkında ve gözlemlediği şeyleri şiirsel bir dille ifade ediyor. Birkaç durum var olmasına rağmen yalnızca kedi resmedilmiş. İşçiler ile zeytin ağacı ve fidan satan teyzenin köpekle ilişkisi okuyucunun hayal gücüne bırakılmış. 
Çocuk kitaplarını incelediğinizde kitap görsellerinin maalesef klişelerle dolu olduğunu fark edersiniz. Bu konuyla ilgili olarak Sanat Profesörü Lowenfeld’in bir çalışması var. Çocuk erken çocukluk döneminde ilk çizimlerinde özgün kuş figürü oluştururken ilerleyen yaşlarda yapılandırılmış görsellere maruz kaldıkça özgünlükten uzaklaşarak ‘’m’’ şeklinde kuşlar yapmaya yani kalıp çalışmalar oluşturmaya başlıyor.
Kitapların dili ne denli önemli ise görseller de bir o kadar önem arz ediyor.
Çocuğun hayal gücünü özgür kılacak görseller olmalı çocuk kitaplarında.


Sözün özü, her alanda olduğu gibi çocuk edebiyatında da sorunlar her dönem varlığını sürdürecektir. Kritik olan ‘’ÇOCUK EDEBİYATININ ÖNEMİ’’ni milletimize anlatmak ve çocukların doğru eserlerle buluşmaları için imkanlar yaratmaktır.


Bu gayede atılacak her adım, geleceğe yatırımdır.


Fatma Yücel Dinç





Yorumlar